İmâm-ı Rabbânî Hz.nin eseri "MEKTUBAT"

    Paylaş
    avatar
    Vaveyla
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 116
    Kayıt tarihi : 29/09/07

    İmâm-ı Rabbânî Hz.nin eseri "MEKTUBAT"

    Mesaj tarafından Vaveyla Bir Perş. Ekim 04, 2007 5:03 am

    1.Mektub
    MEVZUU :
    a) Yüce Allah'in Zahir ismi ile münasebeti olan hallerin beyani..
    b) Tevhid babinda has kismin zuhuru beyani..
    c) Arsin üstündeki derecelere yükselmenin beyani..
    d) Cennet derecelerinin asikâr olmasi..
    e) Özellikle bazi velilere ait mertebelerin meydana çikmasi..
    f) Molla Kasim Ali'nin hali ve diger müridler..
    NOT : IMAM-I RABBANI Hz. bu mektubu, seyhi Muhammed Bakibillah'a yazmistir, Imam-i RABBANI Hz. nin seyhi olan bu zatin künyesi söyledir: Kâmil seyh, velayet derecelerine vâsil, nihayeti bidayetine dere eden bu tarikatta yol gösteren Yüce Hakkin hosnut oldugu bu Islâm Dini ugruna güç sarfeden seyhimiz Imamimiz Muhammed Baki Billah Naksibendî Ahrarî..
    Yüce ALLAH , onun pek mukaddes sirrinin kudsiyetini artirsin. Temennilerinin de üstündeki nimetlere erdirsin..
    Bu bir arzuhaldir.. Yani; Mektup.. Kullarin en küçügü Ahmed'den, hal anlatilan makamin yüce katina.. Mübarek emir icabi, kendisinden alinan cesaretle çesitli halleri anlatilmaktadir.

    Söyleki: Bu tarikat edeplerine dair islere devamim sirasinda, Yüce Allah'in ZÂHIR ismine bir zuhur yeri olma serefine erdim; hem de tam manasi ile, her seyden ayri bir manada.. O kadar ki: Bütün esyada, tek tek bu tecelliyi gördüm, özellikle kadinlarin kisvesinde.. Hatta ayri ayri her yanlarinda.. Bu kadinlar zümresine o kadar ram oldum ki: Anlatamam. Bu ram olma isinde çaresiz bir duruma düstüm.
    Bu, öyle bir zuhurdur ki, yalniz bu mahalde olmustur; bir baska mahalde zuhura geldigi olmamistir. Ne letaif hususiyetleri (insan duygularinin özellikleri) arasinda, ne acaip muhassenati (sasirtici islerin güzellikleri) meyaninda gördüm. Zuhur yerlerinin hiç birinde, asla böyle zuhur olmamistir.
    Hâsili: Su gibi eridim; bu kadinlarin elinde eriyip aktim. Anlattigim manada bir tecelli her yemekte ve içmekte, her giyim isinde baska baska oluyordu. Lezzetli mükellef bir yemek sofrasinda (veya yenen seyin kendisinde) buldugum lezzeti, baskasinda bulamadim. Bu degisiklikler, tatli su ile tuzlu beyninde oluyordu: belki de her seyde.. Her seyin tadi, baskalarindan ayri olarak, kendi degisik derecelerine göre kemal hususiyetleri arasindaydi. O kadar ki: Bu tecellilerin özelliklerini yazi ile anlatmak mümkün degildir.
    Ancak, huzurunuzda bulunmus olsaydim, bunlari belki dille anlatabilirdim. Halbuki ben, bu tecelliler esnasinda (Resulüllah S.A. efendimizin son nefesinde diledigi) refik-i âlâya müstaktim; ondan baska ele iltifat etmedim. O hale magluptum; baska yana iltifat gücünü kendimde bulamiyordum.

    Bu arada su durum bana malum oldu; Bu tecelli, tenzihe (sirf varliga) bagli nisbete münafi degildir. Çünkü, batin bu nisbetle alâkalidir. Onun, zahire aslâ iltifati yoktur. Bu tecelli ile teserrüf eden zahirdir. Ki o: bu nisbetten yana bostur; muattaldir. Hak adina yemin olsun; batini söyle buldum: Göz, baska yana kayma iptilâsina ugramamistir. O, bütün bilinenlerden ve zuhurlardan uzak durmustur. Ancak zahir, kesrete ve ikilige dönük oldugu için; bu tecelli saadetine ermistir.
    Belli bir zamandan sonra, bu tecelli, gizli sakli yolu tuttu. Hayret ve cehalet nisbeti, oldugu gibi kaldi. O tecelliler, böylece; sanki, daha önce hiç gelmemis gibi oldular.
    Üstte anlatilan halin akabinde, has manada bir fena hali ariz oldu. Bu dahi, ilmî manada bir taayyün idi. Ama, taayyün avdetinden sonra zuhur edip anlatilan fena halinde tükenen ilmî taayyün.. O zaman dahi, benlik (ENE) zannindan yana hiç bir eser kalmadi..
    Isbu anlatilan zamanda, Islâmî yollar belli olmaya, görünmeye basladi; zuhurda gizli sirkin yokluk alâmetleri belirdi. Bu alâmetler, amellerde kusuru ve ertelemeyi görmektir. Keza, niyetlere, bozuk hatiralara ve tehlikelere parmak basmaktir.
    Yine bu cümleden olmak üzere, kulluk ve izmihlal (benlik davasinin silinmesi) emareleri zuhura geldi..
    Allah-ü Taâlâ, teveccühünüzün bereketi ile bizleri kulluk makaminin hakikatine ulastirdi. Yine bu teveccühünüzün bereketi ile arstan öteye yükselmeler çokça olmaktadir.
    Sonra..
    Birinci mertebede bir yükselme oldu. Arstan öte makamlara ulastim. Hali ile bu yükselme, mesafelerin dürülmesi sonucu meydana geldi. Huld cenneti ve altindakiler müsahede edilir oldu. Tam bu anda hatira geldi:
    ? Bazi Hak erenlerin makamini göreyim..
    Dedim.. O yana teveccüh edince, onlarin makamlarina göz ilisti. Görmek arzu ettigim sahislari o yerde gördüm. Hem de: Mekân, mekânet, (yer, yerlesme) zevk ve sevk cihetinden degisik derecelerine göre.
    Sonra..Ikinci derecede bir yükselme oldu. Böylece: Büyük mesayihin keremli ehl-i beytin, insanlarin mürsidi Hulefa-i Rasidin'in makamlarindan baska Resulüllah S.A. efendimizin has makami; sair nebilerin, sanli resullerin degisik makamlari, mele-i âlâ arsin fevkinde görüldü..
    Bu arada, bir baska yükselme oldu. Ama arsin üstünde bir yükselme idi. Yer merkezinden arsa varan mesafe mikdari veya az kisa. Hazret-i Hace Bahaeddin Naksibend'in makaminda nihayet buldu. ALLAH sirrini takdis eylesin.
    Bu son gördügüm makamin ötesinde veya az ilerisinde sayili bazi mesayih vardi. Meselâ: Seyh Maruf-u Kerhî, Seyh Ebu Said Harraz.. Kalan mesayihten bazilarinin makami onun altinda; bazilarinin makami da onunla birdi.
    Makamlari altta olanlardan, sunlar vardi: Seyh Alâüddevle Simnanî ve Seyh Necmedin-i Kübra..
    Üst makamda olanlar ise sunlardi: Ehl-i Beyt imamlari..
    Daha yukarida Hulefa-i Rasidin'in makamlari vardi. ALLAH onlardan razi olsun..
    Sair peygamberlerin makamlari, Resulüllah S.A. efendimize has makamin bir yaninda; ulvî meleklere ait makam ise., diger yaninda idi..
    Resulüllah S.A. efendimize has makamin, bütün makamlara nisbetle bir üstünlügü ve asaleti vardi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.
    islerin hakikatlerini en iyi bilen Yüce ALLAH tüm noksan sifatlardan münezzehtir.
    Allah'in inayeti ile, her istedigimde manevî yükselme olmaktadir. Bazi vakitlerdeyse.. istemeden d.e oluyor.. Bu yükselme hallerinde, anlatilan islerden baska seyler de müsahede edilir. Bazi yükselmelerdeyse.. degisik izlenimler meydana gelir; onlardan pek çogu da unutuluyor..
    Her ne zaman bazi halleri yazmayi murad etsem; anlatilacagi anda hatira gelmiyor; böyle bir sey müyesser olmuyor.. Onlar arasinda öyle seyler var ki, görünüste küçük gibi; ama onun için istigfar edilmesi gerekli.. Yazmak söyle dursun.. Onlardan bazilari, bu imlâ esnasinda hatirdaydi; ama yazacagim zaman, aklimda kalmadi.. Esasen, bu yazilanlardan fazlasini yazmak da edep disidir.
    Molla Kasim Ali'nin hali pek güzel.. Kendisine istihlâk ve istigrak (manevî hal) agir basti. Tüm cezbe makamlarim geçti; onlarin üstü makama kadem basti.
    Önceleri, sifatlari asla bagli görüyordu. Simdi ise., o sifatlari kendi varliklari ile, kendisinden uzak görmektedir. Kendi nefsini de "tam manasi ile bos görmektedir. O kadar ki: Sifatlarin kaim durdugu nuru dahi, kendisine aralikli görmektedir. Kendisini de, o nurun bir yaninda buluyor. Diger (müridlerin) halleri de, gün gün terakkide devamlidir. Aziz Allah'in izni ile, bunlari tafsilâti ile diger mektuplarda anlatirim.




    _________________



    Yeni Başlayanlar için Resimli anlatım
    avatar
    Vaveyla
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 116
    Kayıt tarihi : 29/09/07

    Geri: İmâm-ı Rabbânî Hz.nin eseri "MEKTUBAT"

    Mesaj tarafından Vaveyla Bir Perş. Ekim 04, 2007 5:04 am


    2.Mektub.
    MEVZUU : Yükselislerin olmasi ve Yüce Hakkin yardimlari ile övünmek..
    NOT : IMAM-I RABBANI Hz. bu mektubu kendi seyhi büyük zat, sey Muhammed Bakibillah'a yazmistir.
    Bu bir arzuhaldir. Yani: Mektup.. Kullarin en küçügü AHMED'den (AHMED: IMAM-I RABBANI Hz. nin esas ismidir.) hal anlatilan makamin yüce katina..
    Ramazan ayina yakin günlerdeydi; Mevlâna Sah Muhammed, istihare emrini teblig etti.
    Ramazan ayina girmeden, yüce esiginize yüz sürme firsatini bulamadim. Baska yolu da kalmadigindan, mübarek ramazan ayinin geçmesini bekledim. Zaruret icabi, kendimi teselliye çalistim.
    Yüce Hakkin inayetlerini, büyük makaminiza nasil arz edeyim ki!. Tevatür halinde, pes pese arasiz gelmektedir. Haliyle bu olanlar, üstün teveccühünüzün bereketi ile olmaktadir.
    Bu manada bir siir:
    Ben bir bahçe gibiyim, oraya bahar:
    Bulutlarindan zülâl yagmurlar yagar.
    Bin tane dilim olsa senaya dursam;
    Ona infialden baska neyim artar?.
    Açiklanan bu husus, bir cür'et ve edebi terke yorulabilir. Övünmek ve böbürlenmek manasi da çikabilir. Su siir bu hali anlatir:
    Ama sahim yüceltti makamimi yerden;
    Onunla ayda, yildizda ayildim birden.
    Ayilma ve beka alâmetlerinin belirmesi, rebiülevvel ayinin sonlarina dogru oldu. Su ana kadar, her süre içinde, has bir beka ile teserrüf etmekteyim. Söyleki:
    Önce, ben zatî tecelliye almiyorum. Ki bu tecelli Seyh Muhyiddin'e baglanir. ALLAH sirrinin kudsiyetini artirsin. Daha sonra da, sekir haline geçiriliyor um.
    Yükselme ve inis hallerinde; duyulmamis ilimler, hayrete sayan irfan duygulan hâsil olmaktadir.
    Her mertebede, o mertebe makaminin durumuna uygun manada has müsahedeye ve ihsana nail olmaktayim.
    Ramazan ayinin altisindaydi (ALTISINDAYDI: Farsçasinda ve Arapça tercümesinde böyledir. Ancak, daha önce Müstakimzade tarafindan yapilan tercümede:? SEKIZINDEYDI.. Gibi bir mana var. Nereden alindigini tesbit edemedik.)
    beka ve ihsan serefine nail oldum. Öyle ki: Onu arza güçlü degilim. Öyle saniyorum ki: Istidadin sonu, bundan öteye geçemez.
    Hale uygun manada vuslat müyesser oldu. Su anda dahi, cezbe ciheti tam manasi ile, tamama erdi. Yüce Allah'in sonsuz varliginda seyir hali basladi; ki bu durum: Cezbe makamina münasiptir.
    Her ne zaman ki: Fena hali tam manasi ile olur; onun düzenin de kurulu beka tam manasi ile kemal bulur.
    Her ne zaman ki: Beka tam manasi ile kemal bulur; orada ayiklik hali agir basar.
    Her ne zaman ki: Ayiklik hali agir basar; ilimlerin seriat-i garraya uygunlugu daha ileri olur.
    Tam manasi ile ayiklik hali, peygamberlere has bir durumdur. Bu meyanda onlardan zuhur eden marifet duygulari ise.. seriat ilimlerinin kendisidir.
    Bir de onlarin beyan ettikleri, akideler vardir ki: Zat ve sifat üzerinedir.
    Bazi marifet hallerinin, dile geliste, dis manasi ile çelismesi, sekir halinin bakiyesinden olsa gerek..
    Bu FAKIR'e (IMAM-I RABBANI Hz. kendisini kasd ediyor.) feyz yollu gelen irfan duygulari ise., pek çogu, seriata dair marifetlerin tafsilinden ibarettir. Bunlarin beyani: Kesfe dayali, zarurî istidlali ilim (inkâri, cehaleti imkânsiz bilgi) meydana getirir; toplu manalar, yaygin hale gelir. Yani: Isin detaylarina inilir.
    Bunlari anlatmaya kalksam, tafsilâtli serhi uzar. Kaldi ki ben: Korkuyorum; çekiniyorum, bilhassa isin edep disi bir yöne kaymasindan.. (Bu son cümle Farsça aslinda siir olarak gözükmektedir. Arapçasinda nesre benzediginden normal tercümesini verdik.


    _________________



    Yeni Başlayanlar için Resimli anlatım
    avatar
    Vaveyla
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 116
    Kayıt tarihi : 29/09/07

    Geri: İmâm-ı Rabbânî Hz.nin eseri "MEKTUBAT"

    Mesaj tarafından Vaveyla Bir Perş. Ekim 04, 2007 5:06 am


    3. Mektub
    MEVZUU : Yarenlerin, belli bir makamda durakladiklari ve bu manada bazi meseleler.

    NOT : IMAM-I RABBANI Hz. bu mektubu büyük seyhine yazmistir.
    Arz edilmek istenen durum sudur:
    Burada belli bir süre için kalan ve buranin yerli yarenlerinden her biri, bir makamda tutulup kalmis. Onlari bu makamdan çikarmak ise., pek zor.. Öyle ki: Bu makama münasip yeterli gücü kendimde bulamiyorum.
    Allah-ü Taâlâ, üstün teveccühünüzün bereketi ile, bize terakki nasib eylesin..
    Yakinlarimdan birri anlatilan makami geçti; zatî tecellilerin basamaklarina ulasti. Hali cidden güzel.. Adimlarini bu FAKÎR'in (FAKIR: Lâfzi ile IMAM-I RABBANÎ Hz. kendisini kasd ediyor.) izinde atmaktadir. Ayni seyi, diger yarenler için de dilerim.
    ihvandan bazilari var ki; mukarrebin (Yüce Hakka yakin olanlar) yolu ile hiç bir münasebetleri yoktur. Bunlarin haline uyan, ebrar (iyi amellere devam) yoludur. Yakin babinda elde ettikleri bir sey varsa., o bir ganimettir. En uygunu, kendilerine bu yolu emretmenizdir. Bu manada bir misra söyledir:
    Isi vardir her insanin kendine mahsus..
    Bu söyledigim kimselerin isimlerini tafsilâti ile yazmaya cesaret edemiyorum. Zira onlar, size gizli degiller..
    Bundan daha fazlasini yazmak edep disidir.
    Bu mektubu yazdigim gün, Mir Seyyid Sah Hüseyin kendi halinde mesgulken bir rüya görmüs. Anlattigina göre: Büyük bir kapiya varmis. Kendisine söylenmis:
    ? Burasi hayret kapisidir.. Sonrasini söyle anlatti:
    ? Kapidan içeri baktigim zaman, gördüm ki Hazret-i Seyh içeride.. Sen de onunla berabersin.. Kendimi içeri atmak istedim; bir türlü ayagim varmadi


    _________________



    Yeni Başlayanlar için Resimli anlatım

    Sponsored content

    Geri: İmâm-ı Rabbânî Hz.nin eseri "MEKTUBAT"

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Salı Eyl. 26, 2017 3:41 pm