Ergenekon

    Paylaş
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:32 pm

    ERGENEKON'UN AÇILIMI: IRKÇI EMPERYALİZM AT DEĞİŞTİRİYOR!
    Evet, Irkçı Emperyalizmin (Siyonizmin); Ergenekon operasyonlarıyla, bugüne kadar Türkiye'de taşeron olarak kullandıkları: Kontrgerillacı bazı Özel Harekâtçıları, Ulusalcılık kılıfına sokulan Masonları, İttihat Terakki uzantısı komitacıları, Ülkücü takılan mafyaları harcayıp, bunların yerine; "Fetullahçıları, ılımlı İslamcıları, liboş solcuları ve AB aşığı-uşağı aydınları" hazırladıkları anlaşılmaktaydı. Zaten, sömürü arabalarının, yorulan ve yaralanan beygirlerini değiştirip defetmek ve yerine yıpranmamış ve özel yem'lerle beslenip bakımları yapılmış yeni beygirleri koşmak bunların bilinen huylarıydı. Bu yeni çekicilere-işbirlikçilere, madalyalar asmak, göz alıcı takımlarla kuşatmak ve sağa sola bakmasınlar diye AT(AB) gözlüğü takmak ise bunların klasik numaralarıydı. Ama bu sefer oyunları tutmayacaktı. "AT"ları değiştirelim derken, arabadan da olacaklardı. Ve inşallah bu tezgâhtan Türkiye kârlı çıkacaktı.


    Çünkü Ergenekon davası üzerinden sürdürülen hakimiyet kapışması; "Milli"lerle, "gayri Milli"lerin çatışması değil, "küreselci unsurlarla Masonik ulusalcıların boğuşması" şeklinde okunmalıydı. Tekrar vurgulayalım: Gizli Dünya Devleti olan Siyonist sermaye imparatorluğunun, bir dominyonları olarak gördükleri Türkiye'deki soygun katarlarının "at"larını değiştirme oyunlarıydı. Bir taraf Kemalizm ve Devrim sahtekârlığı yaparken, diğer taraf değişim ve Din istismarcılığına sığınmışlardı..
    "Ergenekon kadrosu, NATO arşivinde" mi saklıydı?
    Türkiye'deki karanlık ilişkiler ve hukuk dışı yapılanmalar konusunda yaptığı araştırmalarla tanınan Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, Ergenekon terör örgütünde kimlerin bulunduğu ve çekirdek kadrosunun hangi kişilerden oluştuğunun Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) arşivinde saklı olduğunu açıklamıştı. İllegal şebeke üyelerinin isimlerinin Washington ve Londra'daki istihbarat servisleri tarafından mühürlü zarflar içinde kutularda saklandığını ileri süren Avcı, bu arşivlerde Ergenekon örgütüne üye askerlerin ve sivil kişilerin kimliklerinin de olduğunu belirterek, NATO'nun istemesi halinde arşivlerini açarak Ergenekon soruşturmasına yardımcı olabileceğini vurgulamıştı.
    İzmir-Bayındır Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, Ergenekon terör örgütü yapılanmasının başında kimin olduğuyla ilgili iddiası ile Ergenekon davasına farklı bir bakış açısı ortaya koyarak; NATO yetkililerinin örgüt mensuplarının kimliklerini sakladığını anlatmıştı.
    Yıllar içinde böylesi gizli unsurların kendisine tanınan yetkiyle pek çok sivili örgütleme ve devşirme yöntemiyle kontrolden çıktığını ifade eden Avcı, "Tüm yapılanmalarda aynı teknik ve sistematik kullanıldı. İstihbarat birimleri bu ajanlara eğitim verdiler. Silah, mühimmat, telsiz cihazları ve benzeri ekipmanın depolandığı gizli sığınaklar kurdular. Bütün NATO ülkelerinin içinde yer aldığı "gölge şebekeler projesinin" baş katılımcısı, Avrupa devletlerinin orduları ve askeri istihbarat servisleriydi. Bu gizli şebekelerin hepsi, bulundukları ülke istihbaratlarının kontrolünde kuruluyor ve onların güdümüne veriliyordu.
    İtalya'da mason locasının Gladio'yla bağlantıları ortaya çıkarılmıştı. Türk derin yapılanmasının arkasında da önemli masonik bağlantılar ve mason aktörler vardı" (CİHAN) iddiaları ciddiye alınmalıydı.
    Ve yeri gelmişken tekrar soralım: Savcıların "Darbe hazırlığı" iddiaları, E. Oramiral Özden Örnek'in "günlük"lerine dayandırılmaktaydı. Ama ne hikmetse, bu suçlamaların asıl sahibi olan Özden Örnek Paşa'nın ne tanık ne de sanık sıfatıyla, bilgisine bile başvurulmamıştı. Özden Örnek Paşa'yla Başbakan Recep T. Erdoğan'ın damat ve dünürlerinin şirket ilişkileri "dokunulmazlık nedeni" olmasındı!?
    Ama artık, Türkiye'nin Milli bir restorasyona (kendisi kalarak, kurum ve kabuk yenileme operasyonuna) acilen ihtiyaç vardı ve bu süreç kaçınılmazdı...
    Bakınız, Ergeneokon davasının her iki tarafı da; yani savcılığına soyunanları da, avukatlığını yapanları da Amerikancıydı.
    İşte, koyu ulusalcı ve katı laikçi kafalı Kemal Gürüz'ün ABD ekolünden oluşunun belgesi; 1995'te YÖK bünyesinde Dünya Bankası dairesini kurup SPAN Amerikan Eğitim Sistemi ile beraber çalışarak Türk eğitim sistemini piyasaya açmasıdır ki bu projenin ikinci adımını da Tayyip Erdoğan atmıştı.
    Yani Gürüz öyle sıradan değil, derin bir Amerikancıydı.
    Bitmedi.
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:33 pm

    Aynı Kemal Gürüz'ün İsrail'deki Moşe Dayan Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde bulunduğu iddiaları uzun zamandır dillendirilmesine rağmen bu iddia Gürüz tarafından bir kez olsun yalanlanmamıştı.
    Görüldüğü gibi Gürüz'ün bir yuları Washington'da, diğeri Tel Aviv'de çıkmaktaydı. Bunun anlamı da Kemal Gürüz ile AKP'nin aslında karşıt değil, tersine yoldaş olduklarıydı.
    Ama, "ya geçmişten gelen düşmanlıkları?" demeyin! Yürürlükte olan bir proje varsa, etki-tepki misali herkesin rolü değişiktir. Demek ki Gürüz gibilere AKP zihniyetinin önünü açmak, onlara mazeret ve meşruiyet kazandırmak için bir rol verilmiş, o da bunu başarı ile yerine getirmiş" sayılmalıydı.
    Hayır, buna komplo teorisi diyemezsiniz, zira ikisinin de kıblesi Washington, kalpleri Avrupa'ydı. Görüyorsunuz, biri alenen Amerikancıyım derken diğeri BOP Eşbaşkanlığı ile dolaylı ve madalyalı kahramandı!4[1]
    Yalçın Küçük PKK'lı mı, ulusalcı mı?
    Sahi, şu Yalçın Küçük'ü biraz Tuncay Güney'e benzetmiyor musunuz? Aynı esrarlı tavırlar, benzer çelişkili açıklamalar, ağız dolusu suçlamalar. Yalçın Küçük'ün bir iddiası ve bu iddiaya karşı Demirel'in adeta suskun kalması, acaba "Devlet onu da mı kullanmıştı?" diye düşünmemize yol açıyor.
    Acaba, devlet dengesiz insanları kullanmayı mı tercih ediyor ya da şahısların devlet tarafından kullanılınca dengeleri mi bozuluyor? Yalçın Küçük, 24 Aralık 1995 seçimlerinden önce, MİT'in, Öcalan'a karşı düzenlediği bir suikastı, Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve muhalefet lideri Mesut Yılmaz'ın bilgisi dahilinde Öcalan'a sızdırdığını itiraf ediyor. Demirel, bu konuda sorulan soruyu geçiştirip: "Bu gibi hallerde lâf çok. Senin dediğinin üzerinden 15 sene geçmiş. Bunlar eskiye ait şeyler. Biraz önümüzdeki zamanın işleriyle uğraşsak daha iyi olur" diyor.
    Apo'ya suikastın haber verildiği lâfı hep konuşulurdu. Gazeteci Şamil Tayyar'ın sorusu üzerine, Yalçın Küçük, "Devlet istedi" diye konuya açıklık getirdi. Peki, bu devletin içinde niçin Başbakan Tansu Çiller yoktu? Çünkü galiba "devlet" (Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve ana muhalefet lideri) Apo'yu yakalayarak, Tansu Çiller'in siyaseten prim kazanmasını arzu etmiyordu.
    Bu iddia doğruysa, peki neden Yalçın Küçük "elçi" seçilmiş olabilir? Apo'ya övgüler dizdiği "Dirilişin Öyküsü" kitabını okursanız anlarsınız. Sadece birkaç cümle okuyayım. İşte Apo ile Bekaa vadisinde yüz yüze görüşürken sarf ettiği sözler: "Sizi çok sağlıklı, çok güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı... Sevgili Başkanım, mücadele sürüyor, savaş devam ediyor. Geçen yaz Bochum'daki Uluslararası Festival için gittiğimde 'PKK ve özellikle lideri Apo, Kürt insanının başında gül bahçesi açtırıyor' dedim..."5[2] diyen ve doğru söyleyen Nazlı Ilıcak'ın şu soruları da yanıtlaması gerekiyordu:
    1- Tamam, Yalçın Küçük PKK ve Apo hayranıydı.. Peki, PKK ve Barzani, İslamcı mıydı, Amerikancı mıydı?
    2- Fetullah Gülenciler ve AKP'liler; Erbakancı mıydı, yoksa Amerikancı mıydı?
    3- Amerika mı İsrail'e yön veriyordu, yoksa Yahudi Lobileri mi Amerika'yı yönetir konumdaydı?
    Kartondan kaplan, hainden kahraman!
    Recep T. Erdoğan, Yahudi sermayesinin bir karargâhı ve tezgâhı olan Davos'a, Siyonistlerin ayaklarına kadar gidip, "çok ince ayarlı bir danışıklı dövüş" olduğu sırıtan bu ucuz kahramanlıkla Şimon Peres'e, aslında bin kere hak ettiği o sözleri söyleyip kendi insanımıza "oh!" çektireceğine; keşke Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Deniz Baykal imzasıyla ve şimdi AKP'ye özel danışmanlık yapan 28 Şubatın şarlatan paşası Çevik Bir eliyle gerçekleşen "Türkiye-İsrail askeri ve stratejik işbirliği anlaşmasını" iptal etmek ve hala Konya'da eğitim yapıp Gazze'ye bomba yağdıran jetlerin faaliyetlerine son vermek cesaret ve ciddiyetini gösterseydi de Siyonist azgınlara "ıh!" dedirtseydi...
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon Davasi

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:34 pm

    Ve keşke bizim saf vatandaşlarımız da, Başbakanın Şimon Peres'e sert çıkmasının değil; şu an Ergenekon içindeki çeteleşmelerin, tetikçilerin, PKK terörizminin, Uğur Mumcu benzeri cinayetlerin arkasındaki CIA-MOSSAD gerçeğini ve İsrail Yahudisini, resmi belgeleriyle açıklamasının, asıl cesaret ve samimiyet göstergesi olacağını düşünebilselerdi..
    Şimon Peres'i paylayan Başbakanın bu "mert"lik ve "sert"liğinin, bir şov yapmak mı, yoksa haysiyetli bir tavır mı? olduğunun testi; Amerikan conilerinin Süleymaniye'de askerlerimizi pusuya düşürüp başlarına çuval geçirmeleri küstahlığı nedeniyle, ABD'ye en azından bir uyarı notası verilmesi teklifi üzerine, sn. Başbakanın "Ne diyorsunuz yahu, bu müzik notası mı?!" yanıtını vermesiydi. Evet, O'nun cesaret ve ciddiyeti bu sözlerin içindeydi..
    Şuurlu ve onurlu bir Müslüman, zalimlere karşı kin ve nefretini bile israf etmez, ucuz ve sonuçsuz tepkilere yönelmezdi. Keşke, öyle bir Başbakanımız olsaydı da: Ya Gavurların Davos Dergahına gitmeye hiç tenezzül etmeseydi.. Veya gitse bile, Siyonist ve terörist başı Şimon Peres'e bağırıp çağırmak yerine, gayet sakin ve kendinden emin bir vakarla: "diplomatik ve ticari ilişkileri ve askeri işbirliğini iptal ettiğini" yüzüne ve tüm dünya kamuoyu önünde açıklayabilseydi!. O zaman Peres böyle sırıtamayacak, felç geçirecekti. Ancak kartondan kaplanlardan ve hainlerden üretilen sahte kahramanlardan, elbette böyle ciddi ve netice verici şeyler beklenemezdi.
    Velhasıl Recep T. Erdoğan'ın horozlanması, Milli bir hamiyet, İslami ve insani bir hassasiyet göstergesi olan gerçek bir cesaret değil de, yoksa Amerikan Yahudi Lobilerinin boynuna astıkları "cesaret (ve esaret) madalyasının" verdiği bir şımarıklık eseri miydi?
    Tuncay Güney'in sorgu bantları ve yanıtlarındaki çelişki ve tutarsızlıklar sırıtıyordu:
    1- Emniyet yetkililerince, 2001 yılında alınan ifade kayıtlarında Tuncay Güney;
    "Ben şimdi 33 yaşında olduğuma göre..." diyor.
    Oysa o tarihlerde 25 yaşlarında olduğu biliniyor.
    Şimdi soruyoruz:
    a) Acaba bu kayıtlar, tam sekiz yıl sonra, ama "yeni alınmış ifade ve itiraflar" gibi gösterilmek hesabıyla mı alınmış ve bu gün 33 yaşında olan Tuncay Güney'in ağzından bu tür yalanlar ve yanlışlar söylettirilmişti?
    b) Yoksa Tuncay Güney Hazretleri bu kayıtların 8 yıl sonra ortaya çıkarılacağını kerametle bildiği için mi, o günkü değil de, bu günkü yaşını belirtmişti?
    2- Bir insanın anadilini her geçen gün biraz daha rahat ve kolay konuşması bilinir ve beklenirken, Tuncay Güney'in 8 yıl önce gayet akıcı ve anlaşılır bir Türkçe ile verdiği yanıtlar yanında bu günkü konuşma tarzının oldukça yavan ve yabani olduğu gerçeğinden yola çıkarak soruyoruz:
    "Yoksa o konuşmaların tamamı Tuncay Güney'e, başkalarınca yazılıp, ezberletilmiş metinler miydi?"
    3- Soruları soran emniyetçiler, Tuncay Güney'in lafı Fetullah Gülen'e getirdiği her seferinde, hemen müdahale ederek, başka sorular yöneltip konuyu değiştirmeleri, izleyen herkesin dikkatini çekmiştir. Üstelik savcılığın cevaplandırması için Kanada'daki Tuncay Güney'e gönderilen onlarca soru içinde Fetullah Gülen'le ilgili tek bir kelimenin bulunmaması da ilginç değil miydi?
    Aynı durum Emniyetçi Mehmet Eymür için de geçerliydi.
    Bu durum ve tutum; neyin göstergesidir, neler toplumdan gizlenmek istenmişti?
    4- Türk ceza kanununa ve hukuk kurallarına göre, bu sorgu ve ifade bantları hiçbir değer taşımadığı ve delil sayılmadığı bilinirken; Tuncay Güney ne "sanık" ne de "tanık" değilken, bu iddialar üzerinden "bir avuç suda fırtınalar kopartılması"nın ve maalesef marazlı medya marifetiyle bir "linç kampanyası" uygulanmasının hesabını kim verecekti?
    5- Bu Tuncay Güney, yüzlerce sayfa tutan ve kendisine ezberlettirilip tekrar ettirildiği sırıtan, bu bant kayıtlarında, neden hiç CIA ve MOSSAD'la ilişkilerinden bahsetmemişti? Neden Ergenekoncuların dış bağlantılarına hiç değinilmemişti? E. G.K.B. Hüseyin Kıvrıkoğlu da bu önemli noktaya özellikle dikkat çekmişti.
    Ve sorgucular, bütün bu üst düzey ve diplomatik ilişkilerini; hangi sıfat ve statü içinde, hangi etiket ve yetkiyle yürüttüğünü, Tuncay Güney denen sapık çocuğa sormayı hiç akıl edememişlerdi?
    Yoksa bu sorular, kasıtlı olarak; "sapla samanı harmanlamak", ve "At izini it izine karıştırmak" için miydi?
    6- Tuncay Güney'in:
    "ABD yıllardır Türkiye'nin müttefiktir. Ama her seferinde Türkiye içindeki bir grup tarafından saldırıya uğramıştır. ABD'nin bugün Ergenekon ile bağlantısı olduğuna inanmıyorum.
    Eğer Amerika kurdurmuşsa örgütü, en büyük darbeyi Amerika görmüştür. Amerika'nın işin içinde olduğunu düşünmüyorum."
    Şeklindeki ifadeleri, acaba Ergenekon yapılanmasının da, Fetullahçılık akımının da asıl patronları olan ABD'yi ve Siyonist Yahudi Lobilerini saklamaya ve aklamaya mı yönelikti?
    Ve hele, bu işlerin arkasında Amerika'nın bulunup bulunmadığını bilecek kapasiteden uzak bir çocuğun bunları söylemesi "ona söylettirildiğinin" açık bir işaretiydi.
    7- Devlet kanalı TRT'ye ta Kanada Toronto'dan bağlanıp, üç dört saat boyunca hem 2001'deki bu ifadeleri işkence altında verdiğini söyleyen, hem de dönüp "bunların hepsinin altına imza atacağını", yani doğru olduklarını belirten çelişkilerin kahraman figüranı Tuncay Güney, hızını alamayıp "Deniz Baykal'ın deşifre edilmemiş MİT ajanı olduğunu, Veli Küçük'le sürekli irtibatlı bulunduğunu ve Fikri Sağlar'ın buna karşı çıktığı için partiden kovulduğunu" söyleyecek kadar ileri gitmişti.
    Peki koca TRT, koca Türkiye, bu CIA'nın ve MOSSAD'ın ezberlettiği sırıtan şaklabanlıklarına nasıl alet edilmişti?
    Yılmaz Özdil'in dediği gibi: TRT-2 müthiş habercilik yapıyordu!
    Sabih Kanadoğlu'nun evinin basıldığını, Sabih Kanadoğlu ve yengeden bile, tam 4 saat önce, TRT-2 duyuruyordu!
    İstanbul'da 20 bin tane gazeteci var, Dalan'ın İstanbul'daki kasasından tabanca çıktığını Ankara'daki TRT veriyordu!
    Eskiden olay olur, biz olay yerine giderdik... Şimdi TRT seyrediyoruz, "olay var" diyor, gidiyoruz olay yerine, canlı yayın araçları filan kuruluyor, 5 saat sonra polis geliyor, ki hakikaten olay çıkmış...
    TRT Haber Dairesi'nin başına "medyum" getirdiler herhalde!
    Önceki gece telaşla polisi aradık mesela, "Mezarlığı kazıyormuşsunuz" diye... Henüz polisin haberi yoktu. Polis de telaşlandı. TRT'deki "son dakika" alt yazısını görünce dayanamadım, olay yerindeki muhabir arkadaşımı aradım, "Dut ağacıyla kuyunun arasına baksınlar" diye... Onlar bakana kadar, baktık ki, TRT spikeri "ele geçirilen" bombaların listesini okuyordu!
    Tutuklu olduğu için soramadık, ama teslim olan yarbay da muhtemelen, teslim olduğunu TRT'den öğrenmiştir."
    8- Bu arada, Kanada'daki ve Amerika'daki Yahudi derneklerinden ve Sinagog yetkililerinden: "Tuncay Güney isimli bir Haham yardımcımız ve böyle bir elemanımız bulunmamaktadır. Ve zaten aslen Müslüman veya Hıristiyan birisinin Yahudiliğe kabul edilmesi ve hele birden bire Hahamlık derecesine yükselmesi olanak dışıdır" şeklinde bir açıklama niye gelmemiş ve Tuncay Güney'i yalanlama yoluna gidilmemişti? Yoksa Yahudi Hahamlarını hep böyle cinsi sapık homolardan mı seçmekteydi?
    9- Yarbay Mustafa Dönmez'in ajandasında, Başbakan'a yönelik suikast planlarının bulunması, acaba Recep T. Erdoğan'ı "Karanlık odakların korkulu rüyası ve çetelerle mücadele kahramanı" yapmaya yönelik bir düzmece miydi? Ve Başbakan'a yönelik bu kaçıncı suikast haberiydi!? Artık iyice kabak tadı vermekteydi..
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:35 pm

    10- Son soru: PKK'nın Meclisteki temsilcisi olan, ağırlıklı yöneticileri Kürt görünümlü Pakraduni (Yahudi Kökenli Ermeni)lerden oluşan şu DTP'nin, Ergenekon davasının üzerine gidilmesine ve TSK'nın yıpratılma girişiminde, AKP ile aynı çizgide, hatta daha hararetli biçimde çırpınması ne anlama gelmekteydi?
    Tuncay Güney; Organize Suçlarla Mücadele Şubesi bürosunda ve işkence-tehdit altında bu ifadelerin alındığını, ama arkasından hepsinin altına imza atacağını söylediği bu bant kayıtlarında:
    Sanki önceden ezberletilip defalarca provaları yaptırılmış ve iyice kurgulanmış gibi, bazı metinleri ezbere tekrarladığı.. Hatta tıkandığı noktalarda polislere: "Neydi Onun ismi hatırlatın?.. Ha unuttum, nerede kalmıştık?.." gibi sorular yöneltmesi..
    Ve polislerin sık sık devreye girip müdahale ederek, işlerine gelmeyen konuları değiştirip geçiştirmesi..
    Polislerin paslaşma ve hatırlatma amaçlı sorularla, özellikle Zaman Gazetesine ve Fetullahçılık hareketine dokunan cümleleri kestirip başka konulara çekmesi; gerçekten kafa karıştıracak ve mide bulandıracak cinsten şeylerdi!
    11- Şu Tuncay Güney denen ayakçının, 2008 yılı içerisinde ve Ergenekon operasyonları sürecinde; tam dört (4) sefer Türkiye'ye giriş çıkış yaptığı:

    • Pasaport numaraları ve resmi kayıt belgeleriyle
    • Sahte kimlik bilgileriyle
    • Ülkeye giriş-çıkış yaptığı yerleri ve tarihleriyle

    birlikte, bazı gazete ve dergilerde açıkça beyan edildiği halde, bu haberlerin üzerine resmi yetkililer niçin gitmemişti ve Tuncay Güney Türkiye'ye ne maksatla sık sık gelip gitmişti? Halkımızdan habersiz, hangi filmler çevrilmişti? Üstelik Emniyet Genel Müdürlüğü bu sorgulamadan ve Ergenekon isimli bir illegal yapılanmadan haberlerinin olmadığını bildirmişti.
    Bütün bunlarda şu gizli amaçlar ve kirli araçlar seziliyordu:
    Tuncay Güney'in kendisini, kapasitesinden çok daha etkin ve yetkin gösterme şarlatanlığını, farklı kişi ve kesimlere, onlardan birisi gibi davranabilme ve inandırabilme münafıklığını; "Dünyaya hakîm Yahudi Lobilerinin, masonik merkezlerin, CIA ve MOSSAD gibi servislerin has adamı ve ajanı" rolünü iyi oynadığını sezen malum güçler:
    a) Yıllardır, doğrudan ve dolaylı olarak kurup kullandıkları; ama artık bunlardan kurtulmaları gerektiği kararını aldıkları; "Kontrgerilla, Özel Harekât, Ergenekon" tipi taşeron yapılanmaları harcayıp saf dışı bırakmak.
    b) Bu operasyonları AKP gibi kendi hizmetçileri ve işbirlikçileri olan iktidarlara yaptırıp, kamuoyunda kahramanlaştırmak ve terk edecekleri zamana kadar tepe tepe kullanmak.
    c) Ergenekon benzeri beşinci sınıf kiralık kuklaları, bütün kirli ve gizli işlerin ve cinayetlerin sebebi ve sahibi gösterip, ABD ve İsrail'i, CIA ve MOSSAD gibi servisleri gözlerden saklamak ve aklamak.
    d) Fetullahçılar ve Ilımlı İslamcılar gibi yeni taşeron yapılanmaları meşrulaştırmak ve işlerini kolaylaştırmak.
    Hatırlanacağı gibi: NTV'de Can Dündar'ın programında eski başbakanlardan, Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz'ın: "Grupların içinde farklı hizipleşmelerin olduğunu görüyorum. Bizzat Emniyet kaynaklı bilgiler geliyor ki, Emniyet içinde filan tipi yapılanmalar oluyor. İstihbarat diyorlar, tamamen F-tipi. (Can Dündar burada ‘Yani Fethullah Gülen mi?' diye araya girdi, Yılmaz karşı çıkmadan sürdürdü) Bunu söyleyen Emniyet mensupları. Emniyet içerisinde işler bu kadar vahim, bu raddeye gelmişse, bu belki Susurluk döneminden daha vahim bir gelişmedir. Yani burada her türlü manipülasyona açık olmak lazımdır" sözleri de, aleyhindeymiş gibi görünerek "Fetullahçıları çetelere alternatif" gibi sunma gayretiydi. Çünkü Mesut Yılmaz gibi meşhur bir Bilderbergçi Masonun aleyhine konuşacağı her oluşum, halkın nazarında masumlaşacak ve rağbet görecekti.
    Ergenekon karmaşasının kara kutusu sayılan ve mel'un merkezlerin basit bir maşası olduğu sırıtan Tuncay Güney onların da, Ergenekon ilişkileri içinde olduğunu söylediği halde, ne hikmetse üzerlerine gidilmediği Zaman Gazetesinin yazarı Hüseyin Gülerce şu sözleriyle TSK'yı, Türk demokrasisi için asıl tehdit ve tehlike olarak göstermek küstahlığından sakınmamıştı:
    Silahlı Kuvvetler Ergenekon'un ana gövdesiymiş!
    "Gelin bir gerçeğin üzerine cesaretle gidelim. Ergenekon davasının ana gövdesi, Silahlı Kuvvetler'in bünyesiyle ilgilidir. Tutuklananlar arasında; kuvvet ve ordu komutanlıkları yapmış emekli orgeneraller, tümgeneraller, tuğgeneraller, albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar var. Halen görevde bulunan albaylar, yarbaylar, binbaşılar, teğmenler var. Krokilere bakılıp kazılan yerlerden çıkan silah ve mühimmat TSK'ya ait.
    Bu davada, Silahlı Kuvvetler'i ilgilendiren dört konu var. Bir, darbe hazırlığı ile suçlanan emekli genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları ve orgenerallerin varlığı. İki, darbeye zemin hazırlamak için cinayet ve teröre bulaştıkları iddia edilen emekli ve muvazzaf subaylar. Üç, İşçi Partisi lideri Perinçek'in de organizasyon içinde olduğu iddia edilen sivillerden ve muvazzaf subaylardan oluşan "karargâh evleri" yapılanması. Dört, başta PKK olmak üzere, Hizbullah ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin, Silahlı Kuvvetler içindeki illegal yapılar tarafından kurulup kullanıldığı iddiaları."6[3] Bu sözler, çok sinsi bir şekilde, TSK'yı Ergenekon tipi yapılanmaların kaynağı ve dayanağı gösterme kahpeliğiydi.
    e) Bu Ergenekon operasyonu üzerinden TSK'yı karalamak ve yaralamak.. Malum medya marifetiyle, sık sık "Emekli paşaları ve halen görevli Albayları" ekrana taşıyarak Orduya duyulan itimat ve itibarı sarsmak.. ABD ve AB talimatıyla "etkisiz ve yetkisiz" bırakılmaya çalışılan TSK'ya yönelik kampanyaları haklı kılmak.
    f) Tuncay Güney ağzıyla; Deniz Baykal'ı bile "deşifre olmamış MİT ajanı" olmakla suçlayıp saçmalayacak kadar, şahısları karalamak ve olayları çarpıtmak suretiyle kafaları karıştırmak. Ve Ergenekon davası kapsamında oluşturulacak bu kaos ve karmaşa ortamında, AKP'nin ABD ve İsrail'e hizmetlerini ve tavizlerini kolaylaştırmak ve kapatmak...
    Hatta bu karalama kampanyasının tahribat boyutları artınca, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay: "Medyada ve TRT ekranlarında insanların sorumsuzca ve sınır tanımadan suçlanmasının yaratacağı tehlikeli sonuçlara ve kutuplaşmalara karşı" ilgilileri uyarmaya mecbur kalmışlardı.
    Emekli jandarma Albayı olan, Jitem Grup Başkanlığı yapan, PKK ile göğüs göğse çarpışmalarda belinden kurşun yiyerek omuriliğinden yaralanıp sakat kalan ve tekerlekli sandalyeye mahkûm yaşayan, Devlet Övünç Madalyalı Abdulkerim Kırca'nın:
    Kanlı katil PKK militanı iken, sözde itirafçı olup kurtulan, daha sonra tekrar yurt dışına kaçıp PKK'ya sığınan birilerinin söylediklerine dayanarak, Star ve Zaman gibi, işbirlikçi iktidar borazanı gazetelerin; "Faili meçhul cinayetlerin tetikçisi" şeklindeki onur kırıcı itham ve iddialarının yol açtığı bunalım sonucu, ima ile oturduğu yerde namazını kıldıktan sonra, aile fertlerinden ayrılıp odasına geçerek beylik tabancasıyla intihar etmesi, bu karalama ve sindirip korkutma kampanyalarının hangi boyutlara ulaştığının ve ne tür facialara yol açtığının açık bir ispatıydı.
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon Teror Orgutu

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:36 pm

    Tuncay Güney'in yumurtladığı inciler!
    "Ergenekon da sonuçsuz kalır"
    Ergenekon soruşturmasının "karakutusu" olduğu iddia edilen Tuncay Güney, 2001 yılında gözaltına alındığı sırada polis sorgusunda verdiği ifadenin basında yer almasının ardından TRT2'de canlı yayınlanan Büyüteç adlı programa katılmıştı. Programda, 2001 yılındaki ifadesinin işkence altında alındığını savunan Tuncay Güney, "Verdiğim bilgilerin hepsi doğru olsa dahi, bu ifadeyi kabul etmiyorum. Çünkü işkence gördüm" iddialarını tekrarlamıştı.
    Ergenekon ve Susurluk olayları arasında bağlantı olduğunu söyleyen Güney, "Susurluk bir hükümeti yıktı, Ergenekon da yıkabilir" ifadelerini kullanmış, bu konuda gelen soruları, daha fazla konuşmak istemediğini belirterek cevaplamamış, Türkiye'de "derin yapının devam ettiğini" ve etkin olduğunu vurgulamıştı.
    Güney'in açıklamalarından satırbaşları

    • Ergenekon'da geçmişteki bir numarayı hepimiz biliyoruz. İki numara Türk vatandaşıdır. Örgüt Türkiye sınırları içinde hareket ediyorsa bir numara da Türk vatandaşıdır.
    • Ergenekon ile susurluk ayrı bir oluşum değildir. Susurluk Ergenekon'un bir parçasıdır. 8 yılda hiçbir hükümet neden bir şey yapmamış bunu sorgulamak lazım.
    • Çıkarılan silahları çok ciddiye almıyorum. Çok küçük yapılı silahlar. Bundan sonraki çalışma ve araştırma yapılması güvenlik teşkilatının görevidir.
    • Terör örgütü ile görüşenlerden sadece Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük açıklandı.
    • Susurluk çözülemedi hükümet devrildi, Ergenekon davası çözülmezse şimdi de öyle olabilir.
    • Ergenekon, ülkede başbakan seçer, başbakanı indirebilir.
    • Ergenekon'un Susurluk gibi kapatılacağına inanıyorum, inşallah yanılıyorumdur.
    • Ben MİT değildim, MİT de bunu açıklamıştı zaten. MİT ile herhangi bir ilişkim yok. Ben aslında kendi halinde bir insanım ama insanlar beni çok devasa göstermeye çalışıyorlar.
    • Tenkit ve uyarı aldım geçmişte de. Konuşmamamız gerektiğini söylediler. Ve can güvenliğinden dolayı buna uyuyoruz. Tehdit değil, tenkit ve uyarı aldım.
    • Ben eğer yargının üzerinde siyasi baskı olmamış olsaydı mahkemelere gider bilgi verirdim. Bugün de aynı sebepten Türkiye'ye gelmeyi düşünmüyorum.
    • Demokrasi gelmese de ben ölmeden önce ülkeme geleceğim. Benim vatanım orası. Türkiye gibi bir yer yok. 8 yıldır dua ediyorum ve bu insanları Allah'a havale ediyorum. Allah'ın mahkemesine havale ediyorum.
    • Şaban Aslan'la ve diğer birçok gazeteciyle konuşuyorum. Ben gizli saklı bir adam değilim.
    • İşçi Partisi bize yıllarca korku filmi izletmiştir. Karanlık ve diktatorya rejimlerine karşı çıkmıştım yıllardır söyledim. Susurluğu karartmaya çalıştılar. Perinçek'in görevi Susurluk'u karartmaktı ve bu konuda ona teşekkür edildi.
    • Birtakım gazete ve televizyonlar her şeyi biliyor gibi davranıyor ve halkı bezdiriyor. Böyle siyasi ilişkiler her zaman iktidarı sallamıştır.
    • Türkiye'de böyle bir yapı devam edecektir. Cezaevlerindekiler kahraman olarak milletvekili de olabilir. Göreceksiniz 2 yıl sonra her şey unutulacak.
    • Son olarak şunu söylemek istiyorum; demokrasi Türkiye'ye birtakım kişiler yüzünden gelmeyecektir. Ergenekon operasyonundan bir şey çıkmayacaktır.

    SABANCI'lar ve uyuşturucu hikâyesi
    "Batırılan Kısmetim 1 gemisinde bulunan tonlarca uyuşturucu, güya AK Çimentoda ve Noter huzurunda imha edilmiş gösterilerek, aslında bunların hepsi Avrupa'ya ulaştırılmış ve milyonlarca paralar kazanılmıştır. Bunda Necdet Menzir'in ve bazı polis müdürlerinin de parmağı vardır. Bu yüzden Veli Paşayla araları açılmıştır."
    Bunu haber alan Abdullah Çatlı'nın Sabancı'lardan sus payı istediği ama verilmediği için, Özdemir Sabancı cinayetinin işlendiğini biliyorum. Yakalanan sözde katiller ve örgütler, hepsi kiralıktır, asıl failler başkalarıdır. Mehmet Ağar ve Abdullah Çatlı ekibi yaptırmıştır."
    Bu suikastla ilgili dosyaları bana Doğu Perinçek ulaştırmıştır. Biz Kuzey Irak'a da Perinçek'in adamlarıyla birlikte çıkmışızdır."
    "Doğu Perinçek kaynaklı bilgileri, Veli Paşa inceletiyor ve yanlışlarını ayıklıyordu. Bütün bunları Şevket Sabancı, ayrıntılarıyla bilip durmaktadır."
    Cumhuriyet Gazetesi
    Veli Paşa, Ulusal Kanalı ve özellikle Cumhuriyet Gazetesini ele geçirmek istiyordu. Çünkü Cumhuriyet Gazetesi, İttihat Terakkinin devamı olan derin devletin kontrolündeydi ve çok etkin konumda bulunuyordu. Cumhuriyet; Alevileri; Kemalistler, Mason biraderler, İttihat Terakkiciler gibi etkin kesimleri yönlendiriliyordu.
    Cumhuriyeti ele geçirme konusunda, ben de münasip şekilde Veli Küçük Paşayı gaza getiriyordum."
    İlhan Selçuk yine yerinde kalacaktı, çünkü onsuz etkin olunamazdı. Ama kontrol altına alınacaktı.."
    Susurluk meselesi
    "Veli Küçük Paşa'nın: "kaza yapan arabanın içinde, keşke Mehmet Ağar da olsaydı. Ama çok şükür ki Mercedes'in bagajındaki çantayı, bizim Dırej Ali almayı başardı. Çünkü bizimkiler, hemen arakalarındaki arabadaydı" dediğini hatırlıyorum.
    Mehmet Eymür, Veli Paşaya yakındı, DHKPC'nin ileri gelenleri Hüseyin Karadağ'ın adamlarıydı. Abdullah Çatlı da, Veli Paşayla irtibatlıydı, ama ondan hoşlanmazdı. Hüseyin Kıvrıkoğlu ve İsmail Karadayı Paşalarla Veli Paşanın samimi ilişkileri vardı."!?
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:37 pm

    Artık sormadan edemiyoruz:
    Mademki, Ergenekon'un Kara Kutusu ve sırları Tuncay Güney'de saklıdır.!?
    Mademki, bu davayla ilgili kafa karıştırıcı soruları O ortaya atmaktadır!?
    Ve mademki, bu soruların yanıtları da yine O'nun yüksek katındadır.!?
    Öyle ise savcılarımızı, yargıçlarımızı Emniyet ve Jandarma teşkilatımızı ve tüm halkımızı daha fazla oyalamanın ne anlamı vardır; asıl suçluları ve sorumluları da bilen bu Tuncay Güney Hazretleri, bunların cezalarını da takdir buyurup noktayı koymalı ve hepimizi kurtarmalıdır!..
    Mademki bu çocuk, en üst kademe generallerden Polis Müdürlerine, MİT şeflerinden Özel Hareket reislerine, Jitem'den gizli servislere, iş aleminden büyük holding sahiplerine; Irak, İran ve Suriye yöneticilerinden PKK ve Hizbullah yetkililerine, herkese kolaylıkla ulaşıp görüşebiliyor, fikir alışverişinde bulunuyor, hatta yönlendirebiliyor; böyle bir diplomasi dehasının ve strateji harikasının, Kanada'da Haham yardımcılığı yaparak harcanmasına göz yummak, Türkiye için telafisi imkânsız tarihi bir kayıptır ve ayıptır.! Ne edip, ne yapıp, yalvarıp yakarıp, bu yüce şahsiyeti ülkemize getirip, en azından başbakanlık makamına oturtmalıdır!..
    Hasan Ünal'ın dediği gibi, Ergenekon'la ABD intikam mı alıyordu?
    Ümraniye soruşturmasının ve Ergenekon operasyonlarının arka planında Amerika olduğuna dair bilgiler artıyordu. Bu soruşturmaya, gözaltılara ve tutuklamalara alkış tutanların ABD ve AB taraftarı olmaları fevkalade önemli ipuçları veriyordu. Son açıklama ve yorumları yapanların söyledikleri, sanki çok 'özel' bilgilere sahip olduklarına işaret ediyordu.
    Hepsinin son değerlendirmesi aynıydı: Amerika, Türkiye'nin kendi hak ve menfaatlerine ilişkin yapacağı değerlendirmelerle Rusya, İran ve hatta Çin ile daha yakın ilişkiler kurmak istemesinden fevkalade rahatsız oluyormuş. Kendi hak ve menfaatlerinin Amerika'dan tamamen bağımsız olarak değerlendirmeye başlayacak olan bir Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki Barzani-Talabani yapılanmasına da karşı çıkacağını düşünüyormuş.
    Buna göre Amerika'nın özellikle rahatsız olduğu; emekli genelkurmay başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'ymuş. Sebebi de Kıvrıkoğlu'nun, kendi döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rotasını Amerika'dan bağımsız hale getirmesiymiş.
    O dönemde Amerikan Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapmakta olan ve bir kısmı da Türkiye uzmanı sıfatını taşıyan personelin çeşitli dergilerde: "Kıvrıkoğlu'nun başındaki Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Amerika'nın Ortadoğu'daki kirli projelerine destek olmayacak kadar bağımsız hareket etme eğiliminde olduğuna" dair yazılar yazdıklarını da biliyoruz. Meğerse o yazılar tesadüf değilmiş ve uzman birilerinin kendi başlarına yazdıkları değerlendirmeler hiç değilmiş.
    Kıvrıkoğlu'nun o dönemde Türkiye'nin PKK ile mücadelesini askeri alanda başarıyla sonuçlandırdığını; PKK'ya yardım ve destekte ısrar eden Hafız Esat yönetimini Ekim 1998 kriziyle devre dışı bıraktığını; Abdullah Öcalan'dan dolayı Yunanistan'ı epeyce sıkıştırdığını ve daha 1997 Ocak ayında Rumların Rusya Federasyonu'na sipariş vermeleriyle başlayan S-300 krizini çok başarılı bir şekilde yürüterek takındığı kararlı tutumla bu füzelerin Kıbrıs'a yerleştirilmesine fırsat tanımadığını da biliyoruz.
    Demek ki bütün bunlardan dolayı Amerika çok rahatsız olmuş ve şimdi bu son soruşturma ile intikam alıyor. Eğer bunlar doğruysa, veya bunların binde birinde doğruluk varsa, o zaman Türkiye'deki rejime demokrasi demek epeyce zordur. Ayrıca bütün bunlar doğruysa, soruşturmanın iki ana amaca hizmet eder hale getirildiğini söylemek gerekiyor:
    Birincisi bu soruşturmadaki gözaltıların gündem değiştirme amaçlı olduğuydu. Bunun bütün unsurlarını gördük. Geçen yıl Kıbrıs'ta Rum-Yunan milli çıkarları doğrultusunda varılan uzlaşmaların yapıldığı her gün kamuoyunda tanınmış isimler gözaltına alınmıştı.
    Bu defa Gazze gündemi, Kıbrıs'ta muhtemel bir nihai anlaşma ve en önemlisi de ekonomik kriz örtbas ediliyor olmalıydı. Gazze'deki vahşetin artarak devam etmesi ile Türkiye'deki gözaltı dalgası aynı zamana denk gelmesi sadece rastlantı mıydı? Belki de ilk kez - muhtemelen Bosna savaşından bu yana ilk defa - Türk kamuoyu bütün siyasi açılımlarıyla ve samimi bir duyarlılıkla Filistin halkının yanında olduğunu ispatlamıştı. Bütün bunların İsrail'i ve Amerika'yı rahatsız edeceği açıktı.
    İkinci yaygın olan bir başka kanaat ise gözaltıların intikam duygusu ile yapıldığı yönündeydi. Ama kimin intikamı olduğu pek belli değildi. Öyle anlaşılıyor ki, intikam işareti Atlantik ötesinden gelmişti. Buradakiler ise sadece uygulayıcıydı."7[4]
    Ergenekon Davası ABD ve AB'nin emriyle "Orduyu gözden düşürme ve havasını indirme" operasyonuna çevrilmiştir.
    "Kahraman AKP, generalleri bile hizaya getiriyor" şişirmesiyle dış güçlere hizmet etmekte ve yaklaşan hezimeti görmemektedir.
    Elbette Ergenekon yapılanmasında, çeteler, cinayetler ve suç işleyen tetikçiler vardır. Ama bunlar NATO, Gladyo, CIA ve MOSSAD'ın taşeron ekipleridir. Bunları kullanan kimse, Fetullahçıları da, AKP iktidarını da kollayan aynı Siyonist merkezlerdir.
    Yeri gelmişken İslam kincisi laikçilere de bir çift sözümüz var: Bizden bir özür dilemeniz gerekiyordu!
    "Ergenekon soruşturması derinleştikçe geçmişte "faili meçhul" olarak kalmış pek çok olayın nasıl işlendiği de ortaya çıkmaktaydı.
    O zaman da biliyorduk bu "faili meçhuller" aslında oldukça profesyonel kadroların işiydi ve aslında bir bakıma "Faili malumlardı!"
    Bu "Faili meçhuller" şimdi "Faili malumlara" dönüştüğü halde; yıllardır her fırsatta İran'ı ve İslamcıları suçlayan fanatik laikçilerin yüzleri bile kızarmamıştı.!
    Oysa bize bir özür borçları vardı.
    Çünkü, kim bir "Faili meçhule" kurban gitse hemen bizi suçlamışlardı!
    Hemen camiamızı karalayıp edepsizce saldırmışlardı!
    Hemen dine, imana, şeriata çatıp salyalarını akıtmışlardı!
    Ama şimdi bu gelişmeler karşısında hiç değilse yüzleri kızarmalıydı! "Suçu olmayan insanların günahını almışız" diye vicdan azabını yansıtan bir açıklama yapılmalıydı.
    Bu ülkenin insanlarını birbirine düşürebilmek ve karmaşa çıkartmak için yıllardır ne kadar kirli tezgâhlar hazırlandığını ve laikçilerin de figüran olarak kullanıldığını itiraf etmeleri lazımdı..
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Geri: Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:37 pm

    Hala, vahşi Sivas hadiseleri ve uğur Mumcu cinayetleri bahanesiyle "Dinci Faşistler" diye Müslümanları suçlayan ve İslam'a saldıran bu soysuzlar, bari şimdi olsun milletimizden bir özür dileyecek kadar onurlu ve sorumlu davranmalıydı!
    Ergenekon'un son numarası:
    İbrahim Şahin adına şok açıklamalar: "Türkiye'de iç temizlik yapacaktım" iftirası!
    Eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Ergenekon kapsamında tutuklanmadan önce çıkarıldığı savcılıkta; Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un bilgisi dahilinde ve Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak'ın talimatıyla 150-300 arası asker ve polisten oluşacak S-1 adlı birimi oluşturmak üzere çalıştığını iddia ediyordu.
    Şahin'in ifadesine göre üst düzey askerler onu aradığında numaraları telefonunda görünmüyordu. Bu görüşmeler sonrası Genelkurmay'a giderek Gürak'la toplantılar yapıyordu. Bazı konularda detaylı bilgiler veren İbrahim Şahin'in pek çok soruyu yanıtsız bırakması da dikkat çekiyordu.
    Katliam timi oluşturmuşlarmış!..
    Radikal Gazetesi'nden İsmail Saymaz'ın haberine göre, eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili ve Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin, ‘Ergenekon' kapsamında tutuklanmadan önce çıkarıldığı savcılıkta 107 sayfalık ifade verdi. Savcı Zekeriya Öz'ün sorguladığı Şahin'e, Ankara'daki evinde yapılan aramada, üzerine ‘S-1' yazılı evrakları sordu. Bu evrakta polislerle, Ergenekon kapsamında tutuklanan askerlerin isimleri yer alıyordu. Ayrıca Şahin'in dinlemeye alınan telefon görüşmelerinde ‘S-1' adlı oluşum sıkça anılıyordu.
    Şahin, sorgusunda, bu listeleri kabul ederek, "Doğrudur, bu listeleri ben yaptım. Hepsini tanımam ancak benim tanıdığım kişilerin hazırladığı listedir" yanıtını veriyordu.
    Genelkurmayın talimatıyla çalışıyorlarmış!
    Şahin, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak'ın talimatıyla bu oluşumu kurmak üzere harekete geçtiğini belirterek bir ay önce kendisinin Genelkurmay'a çağırıldığını "Terörle mücadelede yeni ekip kurulduğunu, ekibin başına benim geçirilebileceğimi, konuyla alakalı ekip hazırlamamı istediler. Ben de Ankara'ya gittim. Eskiden tanıdığım terörle mücadele etmiş insanların listesini yaptım, evimden çıkan S-1 başlıklı listeyi ben yaptım. 150-300 kişilik liste yaptım. Bu konunun Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakan Beşir Atalay'ın imzasından çıktığı söylendi. Bu kişilerle ekibin resmi bir çalışma yaptığını bilerek görüştüm" diyordu.
    İbrahim Şahin, Gürak'la düzenli görüşme halinde olduğunu söyleyerek: "Gürak'la Genelkurmay'da buluşuyordum. Ben buraya alınana kadar sürekli Gürak paşayla görüşüyordum, yaptığım çalışmaları onlara anlatıyordum, onlar da bana ‘Şunu hazırla bunu hazırla' diyorlardı. Ben bu listeleri bunların talimatlarına uygun olarak hazırladım" iddiasında bulundu.
    İbrahim Şahin, dinleme kayıtlarında ‘Genelin bir numarası' diye andığı Metin Gürak'ın kendisini telefonla arayıp çağırdığını söylediği halde savcılık Gürak'la ya da TSK'den başka bir yetkiliyle Şahin arasında bir telefon görüşmesi saptayamıyordu. Bütün bu iddiaların TSK'yı karalamak ve yaralamak üzere, Gladyo'nun maşası İbrahim Şahin tarafından uydurulan veya eline tutuşturulan iftiralar olduğu sırıtıyordu.
    Şahin, "Bu kişilerle nasıl ilişki kuruyordunuz" sorusu üzerine şunları söylüyordu: "Burada ‘genelin bir numarası' dediğim kişi Metin Gürak paşadır. Onlar beni telefonla çağırıyor ancak onların numaraları düşmüyordu."
    G.K.B. İlker Başbuğ'dan bana ‘görev emri verileceği' gerekçesiyle Ankara'ya gidip askerler ve özel timcilerden S-1 listesi oluşturmaya başladığını, asker ayağını örgütleyen, tutuklu sanık Teğmen Taylan Özgür Kırmızı (Reşadiye Komando Bölük Komutanı) ile, 13 Kasım 2008'de mesajlaştığını. Şahin, Kırmızı'ya mesaj çekip, "Buğ paşamın haberi var yüzde yüz güvendiğin adamlar olmalı" diye yazdığını" söyleyip açıkça saçmalıyordu.
    ‘Perşembe günü Başbuğ paşadaydım'
    Savcının sorgusunda Şahin'e sorduğu görüşmelerin büyük kısmını Kayseri Hava İndirme Komutanlığı'nda görevli olan ve Ergenekon'un 10. dalgasında tutuklanan Fatma Cengiz ile görüşmeleri oluşturuyordu.
    Şahin, aynı bilgiyi 4 Kasım'da tutuklu sanık Fatma Cengiz'e de vererek, "Perşembe günü de Başbuğ paşanın yanındaydım" diyordu.
    Şahin, 24 Aralık'ta kendisini arayıp, bazı belgeleri çaldığını anlatan Fatma Cengiz'e, "Onu isteyen zaten Başbuğ paşamız. Biz Başbuğ emir verdi diye yaptık bu işi yani" diye ekliyordu.
    Bunun üzerine Savcı Öz'ün, "Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ'la görüşmekte misiniz" ve ‘Bu ismi hangi amaçla kullanıyorsunuz?' sorularını yanıtsız bırakıyor. ‘B Paşam çok önemli, o emir verdi' şeklindeki sözüne ilişkin ‘Neyi kasdettiğinizi açıklayın sorusuna cevap vermiyordu.
    'En büyük kim?' sorusuna yanıt alınamamış!
    Şahin'e 2 Kasım 2008'de telefon görüşmesinde Fatma Cengiz'e ‘Akşam en son konuştuğum en büyük var ya?' dediğini anlatan Savcı Öz, "En büyük diye hitap ettiğiniz şahsın kim olduğunu açıklayın' dedi. Ancak Şahin bu soruya da sessiz kalıyordu.
    Örgütün adı 'Sefir'
    Ayrıca savcının sorduğu Şahin'in Fatma Cengiz ile yaptığı görüşmeden örgütün ismi öğreniliyor:? Fatma Cengiz Şahin'e "Rehber olarak Genelkurmay'ı bilecek onun için askeri yapılanma içir Sefir koyduk ismini" diyor. Savcı Öz, "Sefir ismini koyduğunuz askeri yapılanmanın ne olduğunu açıklayın" şeklindeki soruyu Şahin yanıtlamıyordu.
    İç temizlikten sorumlularmış!
    Savcılık ifadesine göre Şahin 18 Kasım'da da Kırmızı ve diğer tutuklu sanık Oğuzhan Sağıroğlu ile yaptığı görüşmede ekibin amacını "Türkiye'nin iç temizliğinden sorumluyuz" diye açıklayıp:
    "Biz yetki olarak her şeyin üstündeyiz kimseden de emir komuta almıyoruz sadece benim söylediklerim yapılacak... En büyük bir numara ve yardımcılarıyla Kayseri'de toplantım var.." şeklinde açıklıyordu.
    ‘Bomba ve kroki' soruları yanıtsız bırakmış!
    İbrahim Şahin'in sorgulamasında ev aramasında ele geçirilen Ankara Gölbaşı'nda gömülü cephaneliğin krokisi soruldu. Şahin "bana ait değildir" dedi. Yine ‘Öğretmen ders notu' başlıklı ve ‘konu: Sabotaj' ibareli bomba yapımına ilişkin dokümanın da kendisine ait olmadığını belirtti. Şahin, "Notlarda verilen tariflere göre bir bomba hazırladınız mı?' sorusuna ‘Hazırlamadım' yanıtını verdi. "Bu konuda herhangi bir kimseye ders verildi mi, verildiyse amacı ne?' sorusunu da es geçiyor ve susuyordu.
    Yine evinde bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Ermeni Patriği Mesrop Mutafya, Alevi Bektaşi Genel Sekreteri Kazım Genç'in ev ve işyerlerine yönelik krokiler ile fotoğraflar üzerinde işaretlenmiş suikast hazırlığı evraklarının da kendisine ait olmadığını söylüyordu.
    Behçet Oktay ile dikkat çeken yakınlık (Bu adam CIA ajanı ve Fetullahçı mı?)
    İfadelerindeki sorular Şahin'in bugünkü Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay'la yakınlığı dikkat çekiyordu. Şahin, 6 Ekim'de Oktay'dan tahsilat yapan bir grup özel timcinin ikaz edilmesini isteyip "Adi mafyadır, bizimki değil, bu şerefsizi bulun" diyordu. Oktay da, "Abi yarın oraya çocukları gönderiyorum" yanıtını veriyordu. Oktay, 22 Kasım'da bir başka görüşmede Şahin'e, "Abi her türlü şeye varım biliyorsun" dedi. Ancak Şahin, Oktay'dan pasaport ve silahla ilgili talepte bulunduğunda olumsuz yanıt alıyordu.
    Korkunç albümde Dink fotoğrafı ne aramaktaymış?
    Şahin ve Cengiz'de ‘Özür Dileyenler' başlığı altında doküman çıktı. Bu listede, özür dileyen 300'e yakın aydının isimleri yer alıyor. ‘Ermeni Yeni Klasör' içerisindeyse ‘Genel Liste (Agos-Papaz-Öğretmen-Soykırım-AKP-) yazılı dosya bulundu. Bu dosyada yazar Ragıp Zarakolu, Prof. Dr. Halil Berktay ve tarihçi Taner Akçam'ın isimleri yer alıyordu.
    Ayrıca avukat Fethiye Çetin, siyasetçi Hikmet Çetin, MİT'çi Mehmet Eymür, MHP'li Mehmet Şandır, müzisyen Ahmet Kaya ve Fetullah Gülen'in Ermeni kökenli olduğuna dair istihbarat notları görülüyordu.
    'Ulusal Güvenliğe İhanet Edenler' başlıklı belgedeyse yazar Orhan Pamuk, Hrant Dink, tarihçi Taner Akçam, yazar Murat Belge, Prof. Dr. Halil Berktay ve gazeteci Oral Çalışlar'ın isimleri ve fotoğrafları yer alıyordu. Ayrıca Fener Rum Patriği Bartholomeos, Süryani Kalotik Cemaati Lideri Yusuf Sağ, eski Vatikan Temsilcisi George Maroviç'in de fotoğrafları bulunuyordu.
    İbrahim Şahin'den ‘Ermeni ölmeli' mesajı" bu Siyonist senaryoyu açığa vurmaktaydı!
    Savcı Zekeriya Öz tarafından sorgulanan İbrahim Şahin, Fatma Cengiz'e (Kayseri Hava İndirme Komutanlığı'nda memur olarak çalıştığı söylenmiş ama yalan çıkmıştı. Ergenekon'un 10. dalgasından gözaltına alınmıştı) attığı bir mesaj soruldu. Takibe aldıkları Sivas'taki Ermeni cemaatinin lideri olan Minas Duran Güler'e ilişkin mesajında Şahin "Yat Asena, görev var. Ermeni öldürülmeli" diye yazdı. Savcı Öz, bu mesajı okuyup Güler'e karşı eylem yaparak neyi amaçladığını sordu. Şahin, anlamsız bir yanıt verdi: "Alevi Kürt yoktur, Ermenidir' dedim. Bu mesajı hatırlamadım."
    Şahin, Cengiz'e çektiği bir başka mesajda: "Ben de özel sopa yaptırıyorum sana Ermeni dövmen için. Talat komutanıma da baston, kaburgalarını kırman için.."
    Savcının bir sorusu da şöyle: "‘Alevi derneklerinde silahlanma olduğu, bu şahısların Ermeni olduğu' şeklindeki bilgileri ne amaçla toplandınız" Şahin, Cengiz'e, DTP'de 580 Ermeni, Yahudi ve Süryani'nin bulunduğunu, listesini isteyeceğini söyledi. Savcı Öz, "Bu listeyle ne yapacaksınız?" diye sorunca yanıtı şu oldu: "Bir operasyon yapacaktık." Şahin, Ermenilerle ilgili topladığı bilgileri 7. Ordu Komutanı Bekir Kalyoncu'ya da verdiğini açıklıyordu.
    Savcı Öz, Cengiz'le Şahin arasındaki "Dün soba masası ile Kürt dövdüm.. Hem de Alevi... "Ermeni Kürt'tür ve benim düşmanımdır" şeklindeki diyaloglara dikkat çekti ve sordu: "Azınlıkları kendinize düşman görmektesiniz, neden çeşitli kökenlerden gelen gruplara tepkiniz var." Soruları da bir danışıklı dövüşü hatırlatıyordu.
    avatar
    Oscar
    Çalışkan Üye
    Çalışkan Üye

    Mesaj Sayısı : 24
    Location : Samsun
    Kayıt tarihi : 16/02/09

    Ergenekon

    Mesaj tarafından Oscar Bir Cuma Mart 06, 2009 5:38 pm

    TSK'nın 12 Şubat 2009 tarihli basın açıklamasında da vurgulandığı gibi, bütün bu iddialar, orduyu yıpratmaya ve "Ergenekon çetelerinin ABD ve İsrail'in güdümünde olmadığını" ispatlamaya yönelik alçakça iftiralardı.
    İbrahim Şahin, asıl patronları olan CIA, MOSSAD, NATO ve Gladyo'nun eline tutuşturduğu senaryoyu aktarmaktaydı.
    Bu yalan dolanların bir amacı da: Fetullahçılar gibi, Barthelemaos gibi, aynı Siyonist merkezlere bağlı olan Ergenekon tipi cinayet ve hıyanet şebekelerini aklamak ve iftiralarına inandırıcılık kazandırmaktı.
    Oysa, 700 bin kişilik dünyanın en saygın ve caydırıcı ordusuna sahip bir Genelkurmayın, öyle 300 kişilik başıbozuk bir çapulcu takımına ihtiyaç duyacağına inanmanın, ahmaklıktan da öte bir anlamı vardı...
    Ve Zaten İbrahim Şahin de bu ifadelerin kendisine ait olmadığını açıklayacaktı. Öyle ise bunları uyduran ve basına sızdıranlar, kimler olmaktaydı?

    Ahmet AKGÜL

      Forum Saati C.tesi Ara. 16, 2017 4:08 am