'Sabıkalı' olanlar sadece askerler mi?

    Paylaş
    avatar
    bilpor
    Admin
    Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 196
    Kayıt tarihi : 28/09/07

    'Sabıkalı' olanlar sadece askerler mi?

    Mesaj tarafından bilpor Bir C.tesi Şub. 28, 2009 4:22 am


    28 Şubat kararları… BÇG ve brifingler… 28 Şubat’ın kilit isimlerinden Özkasnak’ın 28 Şubat tarifi ve dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı’dan itiraf gibi sözler… 12. yıldönümünde 28 Şubat sorusu: Darbecilikten "sabıkal"
    Hafızalarımızı tazelemek adına bile olsa, 28 Şubat’a adını veren MGK toplantısı sonucunda alınan kararları yazalım önce. 18 maddelik bildiri şöyleydi:[/size]
    28 Şubat kararları
    1- Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan rejim aleyhtarı faaliyetler karşısında ödün verilmemelidir. Devrim Kanunları'nın uygulanması esastır.

    2- Savcılar, Devrim Yasaları'nın ihlal eden davranışlar için harekete geçmeli.
    3- Sarık ve cüppeli giyim şeklinin özendirildiği görülmektedir. Kılık ve kıyafetleri bu yasaya ters düşen kişilerin onurlandırılmamaları gerekir.
    4- Anayasa'nın 163. maddesinin kaldırılmasının yarattığı hukuki boşluklar, irticai akımların ve laikliğe aykırı tutumların güçlenmesine yol açmıştır. Bu boşlukları telafi edecek düzenlemeler getirilmelidir.
    5- Eğitim politikalarında yeniden Tevhidi Tedrisat Kanunu ruhuna uygun bir çizgiye gelinmelidir.
    6- Temel eğitim 8 yıla çıkarılmalıdır.
    7- İmam - hatipler bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. Bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. Ayrıca kökten dinci grupların kontrolündeki Kuran kursları kapatılarak, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda düzenlenmelidir.
    8- Devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. Hükümet engellemeli.
    9- Cami yapımı gibi dini konuları siyasi amaçlar için istismar etmeye dönük olan her türlü davranışlara son verilmelidir.
    10- Pompalı tüfekler kontrol altına alınmalı.
    11- İran'ın rejimi istikrarsızlığa itmeyi amaçlayan çabaları takibe alınmalıdır.
    12- Yargının etkin çalışmasını sağlayacak ve yargı bağımsızlığını güvence altına alacak düzenlemeler getirilmelidir.
    13- Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hedef alan tahriklerde büyük artış gözlenmektedir. Bu sataşmalar TSK'da rahatsızlığa yol açmaktadır.
    14- İrticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.
    15- Partilerin belediye başkanları ve il, ilçe yöneticilerinin konuşma ve davranışları da Siyasi Partiler Yasası'nın sorumluluk alanına sokulmalıdır.
    16- Tarikatların finans kuruluşları ve vakıflar aracılığıyla ekonomik güç haline gelmeleri dikkatle izlenmelidir.
    17- Laiklik aleyhtarı yayın çizgisi olan TV kanalları ve radyo kanallarının verdikleri mesajlar dikkatle izlenmeli.
    Batı Çalışma Grubu
    O dönemde önce adı kamuoyunda bir “heyula” gibi dolaşan, sonradan basında adıyla-sanıyla açık açık yazılır çizilir olan bir “komite” vardı: Batı Çalışma Grubu.

    BÇG, Genelkurmay bünyesinde “irticai faaliyetleri izleme ve takip” maksadıyla kurulmuştu. Sonradan bu “kuruluşun” fikir babasının Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir olduğu ortaya çıktı. “Batı”dan kasıt, Türkiye’nin “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefine vurgu yapılmak istenmesiydi.
    “Muasır medeniyetler” denince akla gelen “Batı”nın hangi ülkesinin ordusunda “istihbarat ve kolluk kuvveti” imişcesine bu tip faaliyet gösteren bir çalışma grubu vardı? Bu soruyu o günlerde sormak kimsenin aklına gelmemişti…
    Genelkurmay brifingleri
    BÇG’nin planlı faaliyetleri arasında toplumu “brife” etmek özel bir yer tutuyordu.

    Bu amaçla yargı mensupları ve hukukçulara Genelkurmay Karargahı salonlarında brifingler verildi.
    Medyanın “brife” edilmesine özel bir önem verildi. Gazeteciler, TV yapımcıları, belli başlı basın-yayın organlarının yöneticileri, yazarlar ülkenin karşı karşıya olduğu “tehlikeler” konusunda aydınlatıldı. Sonra da onların toplumu aydınlatmaları için kendilerine görev verildi. Medya bu görevi canla-başla yerine getirdi.
    Genelkurmay, bu tutumuyla “silahsız kuvvetleri” harekete geçirmeyi hedefliyordu. Sonradan bu açık açık dillendirildi de. “Bugüne kadar biz yaptık, şimdi sıra silahsız kuvvetlerde” denildi. Bu sözler “büyük” basının köşe yazarları, hem köşe yazarı hem genel yayın yönetmeni olanlar tarafından büyük övgüyle karşılandı…
    Bu brifinglerle beraber kamuoyunun tanıdığı 28 Şubat’ın kilit komutanlarından Tümgeneral Erol Özkasnak, sonraki yıllarda bir gazeteye verdiği mülakatta, 28 Şubat’ı şöyle tarif edecekti:
    ‘Vatansever darbeler’
    “Bir kriz yönetimidir. Kriz yönetiminin amacı; savaş veya bir çatışmaya girmeden isteklerinizi karşı tarafa kabul ettirmektir. Bu amaç hasıl oldu, yani kriz yönetimi başarı ile idare edildi”.

    Aynı mülakatta Özkasnak, 28 Şubat da dahil bütün darbeleri şu sözlerle savunacaktı: “Ülkemizin çok partili döneme geçtiği 1946 yılından beri bütün darbe ve muhtıralar, ülkenin birlik ve beraberliği, yasal düzeni, can ve mal güvenliğini sağlamak amacı ile hiç istenmediği halde, halkın büyük çoğunluğunun arzusu doğrultusunda yapılmak zorunda kalınmıştır. Bu uygulamalardan zarar görenler; vurguncular, hırsızlar, bazı gazeteler ve gazetecilerdir. Bu olağanüstü dönemlerde darbenin tabiatı gereği basın üzerinde uygulanan kapatılma, sansür ve diğer kısıtlamalar nedeniyle çıkarları bozulan, işten çıkarılan köşe yazarlarının, bitmek bilmeyen yıkıcı ve iftiraya dayanan yazıları nedeniyle bu gün yeni nesiller gerçekleri göremez hale gelmiştir. Tabii askeri müdahalelerde bazı yanlışlıklar yapılmış olabilir. Ancak namuslu ve vatanseverlerdir. Hiçbir darbede TSK mensuplarının maaşlarına zam yapılmamıştır”. (12 Şubat 2006, Sabah)
    ‘Sabıkalıyız’
    Son dönemlerde 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Başkanı emekli org. İsmail Hakkı Karadayı’ya ait olduğu iddia edilen ses kayıtları, internet sitelerine düştü. Karadayı bu kasetlerde “netameli” konularla ilgili düşüncelerini büyük bir açıklıkla paylaşıyor.

    “Ortam dinlemesi” sonucu elde edildiği düşünülen bu ses kasetlerinin sonuncusunda, Karadayı, darbeler ve 28 Şubat’la ilgili yorum gerektirmeyen sözler sarf ediyor:
    Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen yeni bir ses kaydında, Karadayı, 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat'ta aktif görev aldığını anlatıyor. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın iktidardan nasıl düşürüldüğünü, Mesut Yılmaz'a iktidarın altın tepside nasıl sunulduğunu açıklıyor. Karadayı, 10 dakikalık kayıtta kendisinin “sicili bozuk bir adam” olduğunu, kritik yerlere yapılan atamalarda rol aldığını söylüyor. Kayıtta yer alan "27 Mayıs'ta da ben vardım. Davutpaşa'daydım. Üniversiteler partilere karşıydı. Polis tuttuğunu bize getiriyordu. yemek yedirip, top oynayıp arka kapıdan salıyorduk. Kemal Alemdaroğlu, onu da almış götürmüşler. Davutpaşa'da iş bittikten sonra irtibat bürosuna aldılar. Büro Yassıaada'daydı, devamlı gittim geldim . O davalara falan girerdim. Yıllar sonra Alemdaroğlu ile karşılaştım. 'Komutanım, saldıklarınız arasında ben de vardım' dedi." cümleleri ile 1960 darbesinin olduğu dönemi anlatıyor.
    Karadayı, 12 Eylül darbesinde Mamak tugay komutanı olduğunu, darbe öncesinde çocuklarını Antalya'da kampa gönderdiğini söylüyor ve planlama grubunda yer aldığını aktarıyor. "Sabıkalıyız yani. Sicili bozuk bir adamım." sözleri, ses kaydında dikkat çekiyor. 12 Eylül darbesine ilişkin olarak da, "12 Eylül hazırlığı bir yıl önce başladı. Kritik yerlere atamaları ben yaptım." şeklinde konuşuyor. Ses kaydında Erbakan hakkında da şu cümleler sarf ediliyor: "Hoca'yı Demirel ile konuştum, dedim mutlaka gitmesi lazım... Ne dersem onu yaparlardı. Hoca'ya ayrıl dedim, ayrıldı. Biz partiyi kapattık yav. Onur Öymen, dışişleri müsteşarıydı, birlikte çalışırdık. Haberimiz olmadan hiçbir şey yapmaz." Dönemin başbakanı Mesut Yılmaz da ses kaydına yansıyor: "'Mesut Bey, size altın tepside bir iktidar teslim ediyoruz. Bunu iyi değerlendirin' dedim." Konuşmanın devamında bazı taleplerin olduğu belirtilerek şunlar sıralanıyor: "Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştireceksiniz. Seçim Kanunu değişecek. Sekiz yıllık eğitimi sağlayacaksınız. Milletvekilliği dokunulmazlığını, kürsü dokunulmazlığına çevireceksiniz... Ondan sonra 7 tane şey saydım, siyasi parti kanunu. (...) 8 tane, 7 tane şey söyledim, hepsini sırıtarak dinledi."
    Kayıtta eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Tansu Çiller hakkında da şöyle deniliyor: "Demirel'le ilişkilerimiz fevkalade iyiydi. Hatta bir gazeteye beyanat verdi, 'Darbeyi Karadayı önledi falan' diye. Çiller beni görevden alacaktı. Yazısını, koruması çekmecesinden çalıp bana getirdi." Onur Öymen'le ilgili bölümde ise, "Ben Genelkurmay başkanı iken o dışişleri bakanı müsteşarıydı. Devamlı birlikte çalışırdık. Bizim gizli karargahta, bizim ikinci başkan oradaydı. Gider gelirdi, irtibat sağlardık ve birbirimizden haberimiz olmadan hiçbir siyasi şeylik yapmaz. O zaman çok iyi işledi işler." diyor.
    28 Şubat muhasebesi
    Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydında Karadayı kendisini "darbeden sabıkalı" ilan ediyor. Ama "darbeden sabıkalı" olmak için illa da asker olmak gerekmiyor. Darbecilik bir zihniyet ve düşünüş biçimi. Bazılarının bunu adeta bir "yaşam tarzı" haline getirdiklerini de biliyoruz. Türkiye'de darbeciliğin sabıkalıları çok...
    28 Şubat konusunda dönemin Başbakanı Erbakan başta olmak üzere bütün siyasilerin, medya patronlarının, yöneticilerinin, yazarların, hukukçuların, kendilerini 28 Şubat'ın "askeri" konumuna sokanların ciddi bir vicdani muhasebe yapmalarının zamanı gelmedi mi?
    28 Şubat, Türkiye’nin ciddi bir yüzleşme konusu olarak önemini koruyor… 28 Şubat zihniyetini aşmak ile gerçek bir demokratikleşme mecrasında yol almak, birbirini izah eden gerçeklerimiz.
    Ama bunun için, herkesin bir 28 Şubat muhasebesi yapması gerekiyor...
    İyibilgi.com


    _________________

    Saadet Forum

      Forum Saati Salı Kas. 21, 2017 12:54 am